• Uluslararası Eczacilik Federasyonu - FIP

  • İtalyan Lisesi

  • Deniz Ticaret Odası

  • Kastamonu Birlik Toplantıları

  • Askerlik

  • Eczacılık Yüksek Okulu Talebe Derneği

  • Milli Türk Talebe Birliği

  • Bağ-Kur

İBRAHİM ÇETİNKAYA
KARA LASTİĞİN ANIMSATTIKLARI...

Ben köyde doğdum ve İstanbul’a ilk okul 3. Sınıfa geldim ancak köyümle ilişkimi hiç kesmedim.
Benim köyümde 1940’lı yıllarda çoğunluğun ayakları çıplaktı. Hemen tüm çocuklar çıplak ayakla dolaşırlardı. Ayaklarının altındaki deri yaklaşık bir parmak kalınlaşırdı çıplak ayakla yürümekten, nasır gibi… giderek topuklar hafifçe çatlardı. Yolda, derede, ormanda, tarlada çıplak ayakla yürünürdü… ağaçlara çıplak ayakla çıkılırdı. Taştan, topraktan, kesekten, tezekten daldan, dikenden etkilenmezdi çocukların ayakları…”kara diken” hariç !… Kara diken sinsi bir dikendi, diğer dikenlere benzemezdi,şekli ok gibiydi… farkında olmadan üzerine basıldığında ayak altındaki ölü kalın deri tabakasından içeriye doğru işler ve birkaç günde canlı dokuya ulaşırdı. Ayağınızın üzerine basamayacak kadar sancıyla şişmesi, kara dikene bastığınızın göstergesiydi ancak emin olmak için gelenekten sağlıkçılığı üstlenmiş köy büyüklerine gösterirdiniz hastalıklı bölgeyi. Teşhisi onlar koyar, tedaviyi gene onlar yapardı.
O yıllarda yürüyerek 4 saatte ulaşılabilen ilçe merkezine gidip gelmek… gidilebilse bile doktor, hatta bir sağlıkçı bulabilmek çok kolay değildi… O yıllarda bizim köyde dişin ağrırsa önce tuz konur, ağrı dinmezse ocak ateşinde kor gibi kızartılan demir örgü şişiyle ağrıyan diş yakılırdı… Bazen el titrer kızgın şiş dudakları dağlardı veya yakardı…Son çare dişinizi bulabildiğiniz berbere çektirmekti…
Kısacası, ayağınıza kara diken battıysa, iltihapla zonklayan ayağınızın tedavisini köyde yaptırmak zorundaydınız…
Anımsadığım kadarıyla önce ayağın şiştiği yerdeki nasırlaşmış deri, dikenin başı görülene kadar jiletle tabaka tabaka oyulur, diken başının göründüğü nokta iğneyle açılır ve diken tırnakla çekip çıkartılırdı. Oyulan noktanın çevresine basılarak içerdeki iltihap çıkartılır ve iltihaplı noktaya ebegümeci yaprağı konularak ayak bir bezle sarılırdı. iltihabın tamamen boşalması için ebegümeci operasyonu birkaç gün sürer ve bu cerrahi tedavi yöntemi genellikle başarılı olurdu.
Köyün yetişkinleri çarık giyerlerdi. Bayramlarda kesilen büyükbaş kurbanların derisinden genellikle çarık yapılırdı. Bu deriye “gön” denirdi. ‘Gön’ler tuzlama, kurutma ve tüylerini temizleme operasyonlarına tabi tutulduktan sonra ayak ölçülerine göre kesilirdi. Ön tarafı bir kayık başı görüntüsünde kalkık arkası yarım yuvarlaktı. Bağcıklar deridendi. Çarıklar duvarlara asılırdı. Bir süre giyilmezse kurur, çeker ve ayağa girmezdi; Yeniden giymek için suda bekletilerek yumşatılırdı.
1950’li yıllarda ‘Gıslaved’ olarak dillendirilen ve ayakkabı şekli verilen lastikler çıktı. Bunlara kara lastik de denirdi. Muhtemelen ithal ediliyordu o yıllarda. ‘Gıslaved’ aslında yapımcı firmanın adıydı ancak vatandaş bu ismi ayağına giydiği ürünle özdeşleştirdi. Benim ‘Gıslaved’im var demek, benim lastik ayakkabım var demekti. Gıslaved’ler ucuz ve dayanıklıydı.
Gıslavedli sürecin ilk yıllarında benim köyümde çarıklar dağda, tarlada çalışırken giyilirdi, Gıslaved’ler ise yürüyerek yaklaşık bir saat uzaklıktaki ‘Çarşı’ya giderken giyilirdi. Gıslaved’ler suyla temizlenerek rugan ayakkabı gibi parlatılırdı. Çarşı haftada bir, Cuma günü toplanırdı. Köylerden gelenler çarşıda meyva, sebze, yoğurt gibi kendi ürünlerini satarlar karşılığında dükkanlardan tuz, şeker, yağ vs. satınalırlardı.
Gıslavedler giderek her zaman her yerde giyilmeye başlandı.
Demokrat Parti iktidarına 4 beyaz iktidarı da deniyordu. Gaz, tuz, bez ve şeker bu 4 beyazı simgeliyordu. Gıslaved lastikler ise Demokrat Partinin diğer bir sembolüydü. Vatandaş çarık yerine ‘Gıslaved’ giyiyordu artık. Köylünün ve kırsalda çalışanın ayağı taştan, topraktan, çarıktan kurtulmuştu. Demokrat Parti iktidarına ‘Gıslaved’li yıllar demek yanlış olmazdı.
1960’lı yıllardan itibaren Gıslaved’ler itibarını kaybetmeye başladı. Gıslaved giyenler azaldı. Sadece özgün yerlerde giyiliyordu. Demokrat Partinin sembol lastiğinin yerini deri ve köseleden yapılan ayakkabılar aldı. Bot, çizme, potin gibi çeşit çeşit ayakkabılar yapıldı, modanın önemli bir sektörü oldu ayakkabıcılık.
Siyasetteki misyon çizgimin parametrelerinden bir tanesi de “çıplak ayakları çarıktan ve Gıslaved’den sonra ayakkabılara kavuşturmaktı. Demokrat Parti’den bugüne aynı çizgideki partiler her türlü engele rağmen hep bu misyonu sürdürdüler…
Demokrat Partinin misyonunu ve önderlerini ağızlarından düşürmeyen günümüz iktidarındaki siyasetçilere soruyorum !...
Mazlum ve mağrur bir şehit Babasının ayağındaki yırtık kara lastiğin ; Boyalarınızı silip pullarınızı dökeceği, Demokrat Parti misyonunu özümsediğiniz için değil sadece oy için dile getirdiğinizi deşifre edeceği hiç aklınıza gelirmiydi ?...

Hiç zannetmem...

24.11.2014

Yapılan Yorumlar
Refik Özdinç Evet ama şimdiki DP yönetimi bunlara hiç layık olmuyor.Misyonu mahvediyorlar,eğer hemen bir silkiniş olmazsa cenaze namazı çok gecikmez ve yazık olur. Ali Dokuzoğlu Misyon budur işte
Yazıya Yorum Yap
Adınız
Email Adresiniz
Mesajinız
Güvenlik Kodu
Kodu Giriniz
Kullandığınız Tarayıcı : Bilinmiyor
İp Adresiniz : 54.145.83.79
Toplam Hit : 1938665
Internet Explorer 6.0 ve Üzeri Web Tarayıcıları ile 1024 x 768 Çözünürlük ve Gerçek Renk Ekran Özellikleri Tavsiye Edilmektedir.
@2010 wwww.ibrahimcetinkaya.com Tüm Haklari Saklıdır. izinsiz ve kaynak gösterilse dahi kullanılamaz.
a
a
a