• Uluslararası Eczacilik Federasyonu - FIP

  • İtalyan Lisesi

  • Deniz Ticaret Odası

  • Kastamonu Birlik Toplantıları

  • Askerlik

  • Eczacılık Yüksek Okulu Talebe Derneği

  • Milli Türk Talebe Birliği

  • Bağ-Kur

Refik ÖZDİNÇ
Türk Eczacıları Birliği Üyesi
BİZ TÜRKLER M……

Evet biz Türkler MELEZİZ. Bunu hepimiz biliriz, ama çok dolambaçlı ifadelerle anlatıp söylememeye gayret ederiz nedense.

Bu konuda fikir ileri sürenler, anlattıklarında bu olguyu melez kelimesi kullanmadan eylemsel olarak göstermişlerdir. En eskiden başlarsak Fransız Türkolog J.Paul Roux’nun Türklerin Tarihi kitabındaki şu ifade bana göre çok önemlidir:

“Asya’dan batıya doğru göç eden çok sayıda aile, boy ve kavimlerin hepsine birden Türk ismi verilmiştir. Çünkü bu toplulukların hepsinde benzer gelenekler, benzer davranışlar ve yaşam tarzları vardır. Ancak bu kavimler yıllarca, asırlarca süren batıya yolculuklarına devam ederken kendi aralarında da zaman zaman güç savaşları yapmışlardır. Yolları üzerindeki topluluklarla ise, savaştıktan sonra bile devamlı kaynaşmışlardır.”1)

Yazar Nihat Genç’in özellikle SKY TV’deki ifadeleriyle “o toplulukların içinde erimişler; onları da kendi içlerinde eritmişler, kaynaşmışlardır.” Özetle Türk milleti bazen iddia edildiği gibi MOZAİK değil, bir ALAŞIMDIR.

Bu konudaki akıl karışıklığı cumhuriyetimizin kuruluşundan beri çözümlenmeyen, daha doğrusu emperyalizmin dıştan karışması önlenemediğinden çözümlenemeyen etnisite meselemizin ana kaynağı olarak kullanılmıştır.

İlber Ortaylı’nın son kitabındaki “devletimize ilk defa kendi adımızı verdik”2)ifadesi de, daha evvelki devletlerimizin adları değişik olsa bile hepsi bizim devletimizdir gerçeğini anlatmaktadır.

Milletleri kısaca dil, ülkü ve tarih birliği oluşturmaktadır. Türk milleti de bu birlik etrafında oluşmuştur. Anadolu Türk’ü bir ırkı değil, bir milleti göstermektedir. Milletimiz birçok etnik toplulukların bir araya gelmesinden oluşmuştur. Ayrıca kimse kendini Türk hissetmek zorunda değildir. Ancak vatandaşlığına saygı göstermek ve ona sadık kalmak zorundadır. 3 )

Bu topraklara Türkiye (Türklerin yurdu) adını biz değil yabancılar vermiştir. Urfalı Mateos’un 952-1136 yılları arasındaki tarihi yazdığı Vaka-i Name’de Türk ve Türkler sözcükleri 100 den fazla geçmektedir.4) Elbette o dönemde de Anadolu topraklarında çok farklı etnik, ya da dinsel topluluklar vardı. Demek ki o zamanlar bile hepsini kapsayan deyim olarak “Türkler” sözcüğü kabullenilmiştir.

Türklüğün üst kimlik olarak yaşanılması ve bunun içselleştirilmesi için herkesin, öncelikle ve özellikle devletimizin başındakilerin açık, kesin olarak milletimizin hiçbir unsurunu dışlamadan, incitmeden eksikleri tamamlayarak, yanlışları düzelterek örnek söylem ve eylemlerde bulunmaları gerekmektedir. Sayın Başbakan Erdoğan da bunun gereğini yapmaya çalışıyor sanırım. 2011 seçimlerinden evvelki iki mitinginde (7.06.2011 Mardin; 10.06.2011 Ağrı) yaptığı konuşmalarda ve 18.12.2006 da Newyork’da bir Rum gazeteciye verdiği beyanatlarda eşi ve kendisinin farklı etnik kökenden olmalarına rağmen hiçbir problemleri olmadığını, dolayısıyla bizde öyle bir sorun olmaması gerektiğini söylemiş, ancak bunun, aynı milletin (Türk Milleti) mensubiyetine dayandığını, doğal olarak anlaşılacağı düşüncesiyle vurgulamamıştır.

Türk kavramı, birileri ona ırki anlam yüklemeye çalışsa dahi; Türkiye’ye gönül bağı ile bağlı olan herkesi ama herkesi kavrıyor.5) Şimdi gereken, bunun gönül rızasıyla herkesin kendisini içinde hissettiği beraberlik ve gönüldaşlık çerçevesinde bir üst kimlik olması ve SEKSEN MİLYON insanımızın birbirinin gözüne gülümseyerek baktığı bir devlet olarak yaşamamızın sağlanmasıdır.

Düşünmek gerekir ki Türklerin Gök-Tanrı inanışından barışçı yollarla ayrılarak islamiyeti kabul ettiği 900’lü yıllardan sonra dünya milletleri islamiyeti Türklükle özdeşleştirmiştir. O kadar ki Türklükle hiç ilgisi olmamış kavimler dahi dinlerinden dolayı Türk olarak algılanılmış ve bu nedenle eziyet çekmişlerdir. O kavimleri bizler Türk olarak kabullenmişizdir.

Türkiye’nin etnisite problemine düşmesi ve bunun kaşınması emperyalizmin asırlık oyununun devamından başka bir şey değildir. Wilson (1918) prensiplerinden, Sykos-Picot (1916) anlaşmasına, Sevr Anlaşmasından Musul-Kerkük probleminin çözüleceği 1926 yılı öncesine ve nihayet BOP’a kadar aynı politikalar devam ettirilmektedir.

Türkiye coğrafyasında yaşayan hiçbir aile etnik kökenini %100 bilemez. Bunu iddia edenler ya hayal kuruyorlar, ya da basiretsizce davranıyorlar. Yakın zamanlara kadar kimse de bunu merak etmiyordu. Ülkemizde yaşayan yurttaşlarımız % ? Türkmen, % ? Kürt, % ? Arap, % ? Boşnak, % ? Kafkas, % ? Abaza, % ? Xxxx’tir bilmiyor; merak da etmemeliyiz. Anayasalarımıza bakarsak zaten bu konuda açık olarak vatandaşlık bağıyla Türklük bağını eşdeğer tutmuş olduğunu görürüz.

“1924 Anayasası 88. madde: Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin herkese Türk denir.”

“1961 anayasası 54.madde ve “1982 anayasası 66.madde: Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türktür.”

Atatürk’ün Türk milliyetçiliği : “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denilir”

şeklindedir.

İftihar ettiğimiz Mimar Sinan’ımızı, Ziya Gökalp’imizi, “Ben bir insan, Ben bir Türk şairi Nazım Hikmet, ben tepeden tırnağa insan…” diye yazan ve bunu Moskova’da iken yazan Nazım Hikmet’imizi, TDK kuruluşunda Atatürk’le çalışmış Agop Dilaçar’ımızı, Diyap Ağa’mızı, Bülent Ecevit, Cemal Gürsel, Erdal İnönü’müzü, İstiklal Marşı yazarımız Mehmet Akif’imizi, kahramanımız Selahattin Eyyubi’yi, Yaşar Kemal’imizi, Celal Doğan’ımızı, Antep harbi kahramanı Karayılan’ımızı, milliyetçi Tekin Alp’imizi, Abdullah Cevdet’imizi, binlerce milyonlarca müftehirimiz insanımızı, komşularımızı hatta kendimizi nerelere atacağız, nereye sürgün edeceğiz. Hangi organımızı böleceğiz veya koparıp atacağız.

Gaziantepli olarak bizlerin bu konularda yakın zamana kadar hiçbir problemi olmamıştı. Halen de bu konularda önemli bir sıkıntımız yok. Düşününüz 1915 sürgününden sonra şehrimizde kalan ve yerli komşulara emanet ya da evlatlık verilip evlendirilen Ermeni kadınların çocuklarına ne diyeceğiz. Aynı tarihsel acıları Balkanlardan, Kafkaslardan, Batı Trakyadan gelen ailelerimiz de yaşamadı mı? Çarpıcı örnek olarak Sabah gazetesi yazarı Sevilay Yükselir’in 5.08.2009 tarihindeki “Deniz hangi tarafından vazgeçsin?” başlıklı yazısı bu konuda görmeyen gözleri bile açacak kadar önemlidir.

Türkiye’de milyonlarca karma aile var ve doğal olarak devamlı artıyor. HERBİRİMİZ HEPSİYİZ VE HEPİMİZ VATANDAŞLIKTAN DOLAYI TÜRKÜZ. Alt kimliğini söylemek, eklemek, hatta öne çıkarmak isteyen varsa da söylesin. Ben Türk milletinin bir bireyi olarak Türk olmaktan memnunum ve mutluyum.

Ecz. Refik Özdinç/Gaziantep Aralık.2012



KAYNAKLAR:

1. J.Paul Roux; Türklerin Tarihi

2. Cumhuriyetimizin İlk Yüzyılı: İlber ORTAYLI

3. Özdemir İnce; Hürriyet Gazetesi 5.11.2004 tarihli yazısı

4. Özdemir İnce; Hürriyet Gazetesi 9.11.2004 tarihli yazısı

5. Cüneyt Ülsever; Hürriyet Gazetesi 23.04.2004 tarihli yazısı


Yapılan Yorumlar
ibrahim Doğru söze ne denir
Yazıya Yorum Yap
Adınız
Email Adresiniz
Mesajinız
Güvenlik Kodu
Kodu Giriniz
Kullandığınız Tarayıcı : Bilinmiyor
İp Adresiniz : 54.145.51.250
Toplam Hit : 1731534
Internet Explorer 6.0 ve Üzeri Web Tarayıcıları ile 1024 x 768 Çözünürlük ve Gerçek Renk Ekran Özellikleri Tavsiye Edilmektedir.
@2010 wwww.ibrahimcetinkaya.com Tüm Haklari Saklıdır. izinsiz ve kaynak gösterilse dahi kullanılamaz.
a
a
a